Kısa cevap: Reel faiz, mevduatınıza ya da tahvilinize işleyen nominal faizden enflasyonun etkisi arındırıldıktan sonra elinizde kalan gerçek getiridir. Kabaca "faiz eksi enflasyon" diye hesaplanır ama doğrusu bölme işlemiyle yapılır: (1 + nominal faiz) / (1 + enflasyon) − 1. Yüzde 45 faiz aldığınız bir yılda enflasyon yüzde 50 olduysa, hesabınızdaki bakiye büyümüş görünse de alım gücünüz yaklaşık yüzde 3,3 gerilemiştir. Yani reel faiz negatiftir.
Bu hesabı ilk kez ciddi ciddi yaptığım günü hatırlıyorum. Vadeli hesabımın ekstresine bakıp "güzel, para kazanmışım" diye düşünüyordum. Sonra bir yıl önce aldığım şeylerin fiyatına baktım ve tablo değişti. O günden beri her mevduat teklifini, her tahvil getirisini önce enflasyona bölerek değerlendiriyorum.
Nominal faiz, bankanın vitrinine yazdığı orandır. Sözleşmede gördüğünüz, vade sonunda hesabınıza yatan tutarı belirleyen sayı. Reel faiz ise o tutarın ne satın alabildiğini ölçer. Para bir amaç değil, araç; kaç lira olduğu değil, kaç birim mal ve hizmete karşılık geldiği önemli.
Bunu bir örnekle netleştirelim. 100.000 TL'yi yıllık yüzde 40 brüt faizle bir yıl vadeli hesaba koydunuz. Vade sonunda brüt 140.000 TL oluyor. Aynı dönemde enflasyon yüzde 35 çıktı. Sepetinizin fiyatı da 100.000'den 135.000'e gelmiş demektir. 140.000 / 135.000 = 1,037. Yani reel kazancınız yüzde 3,7. Fena değil, ama "yüzde 40 kazandım" duygusundan çok farklı.
Pratikte iki yöntem dolaşıyor:
Enflasyon ve faiz yüzde 20'nin üzerine çıktığında iki yöntem arasındaki fark ciddileşiyor. Yukarıdaki örnekte basit yöntem yüzde 5 derken doğru formül yüzde 3,7 diyor; aradaki 1,3 puan büyük tutarlarda gerçek paraya karşılık geliyor. Ben artık hep bölme yapıyorum, alışkanlık haline geldi.
En sık gördüğüm hata bu. Mevduat faiz gelirinden stopaj kesiliyor; vadeye göre oranı değişiyor. Reel faiz hesabına vergi sonrası net faizi koymazsanız sonuç sistematik olarak iyimser çıkar. Faiz gelirinden yapılan vergi kesintisinin nasıl işlediğini ayrı ayrı incelemenizi öneririm, çünkü aynı brüt oranla iki farklı vade tamamen farklı net getiri üretebiliyor.
Ayrıca hesap işletim ücreti, EFT/havale masrafı gibi kalemler varsa onları da düşmek gerekir. Küçük tutarlarda bu masraflar reel getiriyi tek başına eksiye çevirebilir.
Burada bir tercih yapmanız gerekiyor ve bu tercih sonucu doğrudan değiştirir:
Ben iki senaryo kurup çalışıyorum: iyimser ve kötümser enflasyon varsayımıyla iki reel faiz hesaplıyorum. Kötümser senaryoda bile pozitif kalan bir teklif varsa gönül rahatlığıyla giriyorum.
| Nominal faiz (net) | Enflasyon | Reel faiz | Yorum |
|---|---|---|---|
| %40 | %30 | +%7,7 | Alım gücü artıyor |
| %40 | %40 | %0 | Yerinde sayma |
| %40 | %50 | −%6,7 | Reel kayıp |
| %34 | %30 | +%3,1 | Vergi sonrası gerçekçi tablo |
Son satır önemli: yüzde 40 brüt faizin stopaj sonrası yüzde 34'e inmesi, reel getiriyi 7,7'den 3,1'e düşürüyor. Vitrindeki oran ile cebinize giren arasındaki mesafe bu kadar.
Bankaların yüksek faiz kampanyalarını incelerken tek başına orana bakmayın; vade uzunluğu, faizin vade sonunda mı yoksa aylık mı ödendiği, kırılma durumunda ne olduğu reel sonucu değiştirir. Aylık ödenen faizi yeniden yatırıyorsanız bileşik etki devreye girer ve efektif getiri yükselir.
Devlet iç borçlanma araçları içinde enflasyona endeksli olanlar, tanımı gereği reel getiriyi doğrudan taahhüt eder. Sabit kuponlu bir tahvilde ise reel getiriyi siz tahmin etmek zorundasınız. Uzun vadeli sabit kuponlu kâğıtlarda enflasyon sürprizi en büyük risktir.
Reel faiz mantığı borç için de çalışır, ama işaret tersine döner. Yüksek enflasyon dönemlerinde sabit taksitli