Kısa cevap: "Garantili getiri" dediğimizde aslında iki şeyi kastediyoruz: anaparanın geri gelmesinin güvence altında olması ve getiri oranının baştan belli olması. Türkiye'de bu iki şartı birlikte sağlayan araçlar temelde vadeli mevduat hesapları, Hazine'nin ihraç ettiği borçlanma araçları (devlet tahvili, hazine bonosu, kira sertifikaları) ve anapara korumalı fonların bir kısmıdır. Katılım hesapları, altın hesapları, döviz mevduatları ise "düşük riskli" olabilir ama getirileri baştan garanti edilmez. Benim yıllardır uyguladığım yöntem, acil durum parasını mevduatta, orta vadeli birikimi ise devlet kâğıtlarında tutmak.
İlk yatırım kararımı verirken en çok kafamı karıştıran şey buydu. Bankada gördüğüm "%X garantili faiz" ifadesi, paramın hiçbir şekilde erimeyeceği anlamına gelmiyordu. Nominal olarak vaat edilen oranı alıyordum, evet; ama enflasyon o oranın üzerine çıktığında satın alma gücüm düşüyordu. Yani garanti edilen şey oran, değer değil.
Bu yüzden bir aracın gerçekten işe yarayıp yaramadığını anlamak için reel faiz hesabı yapmayı alışkanlık haline getirdim. Nominal faizden enflasyonu çıkarıp kabaca bakmak bile çok şey söylüyor. Reel getiri negatifse, "garantili" olan tek şey paranın kontrollü biçimde erimesi oluyor.
Mevduat, bu kategorinin en bilinen ve en kolay ulaşılan aracı. Bankaya parayı yatırıyorsunuz, vade sonunda faiziyle birlikte alıyorsunuz. Benim deneyimimde dikkat edilmesi gereken üç nokta var:
Türkiye'de tasarruf mevduatı, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından belirli bir tutara kadar güvence altında. Bu sigorta kişi başı ve banka başı uygulanıyor; yani aynı bankadaki farklı hesaplarınız toplanarak değerlendiriliyor. Sigorta limiti zaman zaman güncelleniyor, o yüzden güncel tutarı doğrudan resmi kaynaktan teyit etmenizi öneririm. Ciddi bir birikimi tek bankada tutuyorsanız, limiti aşan kısmı farklı kurumlara dağıtmak mantıklı bir refleks. Ayrıca sigortanın ticari mevduatı, yatırım fonlarını ve türev ürünleri kapsamadığını unutmayın.
Hazine'nin ihraç ettiği tahvil ve bonolarda borç veren siz oluyorsunuz, borçlu devlet. Kredi riski açısından ülke içindeki en düşük risk seviyesi burasıdır. İki tür var: sabit kuponlu kâğıtlarda getiri baştan bellidir, TÜFE'ye endeksli kâğıtlarda ise enflasyona karşı koruma amaçlanır ama nominal getiri baştan bilinmez.
Burada gözden kaçan bir detay şu: tahvili vade sonuna kadar tutarsanız vaat edilen getiriyi alırsınız. Erken satarsanız o günkü piyasa fiyatından satarsınız ve piyasa faizleri yükselmişse zarar edebilirsiniz. Yani "garanti" ifadesi vadeye kadar tutma şartına bağlı. Ben bu yüzden tahvil alırken vadeyi kendi nakit ihtiyacım takvimimle eşleştiriyorum.
| Araç | Getiri baştan belli mi? | Anapara güvencesi |
|---|---|---|
| Vadeli mevduat | Evet | Sigorta limiti kadar |
| Devlet tahvili / bono | Evet (vade sonuna kadar tutulursa) | Devlet garantisi |
| Katılma hesabı | Hayır (kâr payı beklentisi) | Sigorta limiti kadar |
| Para piyasası / likit fon | Hayır | Yok, ama oynaklık çok düşük |
| Anapara korumalı fon | Kısmen | Fon içeriğine göre değişir |
| Döviz mevduatı | Faiz evet, kur hayır | Sigorta kapsamı sınırlı |
Likit fonları özellikle seviyorum, çünkü vade kısıtı yok ve genellikle aynı gün nakde çevrilebiliyor. Getirisi garanti değil ama içeriği ağırlıkla kısa vadeli borçlanma araçlarından oluştuğu için negatif gün görme ihtimali oldukça düşük. Acil durum fonumun bir kısmını burada tutuyorum.