Kısa cevap: Kredi faiz oranı, borcun size gerçekte kaça mal olacağını belirleyen tek sayı değil; vade, masraflar ve ödeme sıklığı ile birlikte anlam kazanıyor. Benim yıllar içinde öğrendiğim pratik kural şu: aynı vadede en düşük yıllık maliyet oranını veren teklifi seçin, sonra vadeyi ödeyebileceğiniz en kısa süreye çekin. İhtiyaç kredisi genelde en pahalı, konut kredisi en ucuz, taşıt kredisi ortada kalır. Kredi kartı nakit avansı ve gecikme faizi ise ayrı bir kategori — oraya hiç girmemeye çalışıyorum.
Bankalar vitrine aylık faiz oranını yazar, çünkü küçük görünür. "%2,89" ifadesi kulağa masum gelir ama bu aylık orandır; bileşik etkiyle yıllığa çevirdiğinizde epey büyür. Ben bir teklifi değerlendirirken üç sayıyı yan yana yazıyorum:
Üçüncü kalem yüzünden birçok kez "daha düşük faizli" görünen teklifi elimin tersiyle ittim. 100 bin liralık bir kredide birkaç bin liralık masraf, faiz oranındaki yarım puanlık avantajı kolayca yiyip bitiriyor.
| Kredi türü | Tipik vade | Maliyet düzeyi | Neden böyle? |
|---|---|---|---|
| Konut kredisi | Uzun | En düşük | Taşınmaz teminatı var, banka riski az |
| Taşıt kredisi | Orta | Orta | Araç rehinli ama değer kaybı hızlı |
| İhtiyaç kredisi | Kısa-orta | Yüksek | Teminatsız, tamamen kredi notuna dayalı |
| Kredi kartı taksiti / avans | Çok kısa | Çok yüksek | Anlık kullanım, üst sınır düzenlemeye bağlı |
Bu tablo bana şunu hatırlatıyor: borcu doğru kapıdan almak, pazarlık yapmaktan daha etkili. Teminat verebileceğim bir kredi türü varsa, ihtiyaç kredisiyle aynı işi yapmaya çalışmıyorum.
Kredi faizleri havada oluşmuyor. Bankanın kaynak maliyeti — yani mevduata ödediği faiz ve piyasadan borçlanma maliyeti — yükseldiğinde kredi faizi de yükseliyor. Merkez bankası politika faizi ve enflasyon beklentileri bu zincirin başında duruyor. Sitede mevduat faizlerini ve politika faizinin işleyişini anlatan sayfaları okuduysanız, kredi tarafındaki hareketlerin nedenini de görmüşsünüzdür: mevduata verilen oran artarken kredi oranının düşmesini beklemek gerçekçi değil.
Bu yüzden faiz indirimi beklentisi olan dönemlerde uzun vadeli sabit faizli borca kilitlenmemeye çalışıyorum. Tersine, faizlerin yükseleceğini düşündüğüm bir dönemde sabit faizli krediyi bir avantaj olarak görüyorum.
Yıllık %50 faizle borçlandığınızı, enflasyonun da benzer düzeyde olduğunu düşünün. Nominal olarak ağır bir yük gibi görünen borç, reel olarak neredeyse maliyetsiz hale gelebilir. Reel faiz hesabını anlatan sayfadaki mantık borç tarafında da aynen geçerli — sadece işaretler yer değiştirir. Ancak burada kritik bir şart var: geliriniz enflasyonla birlikte artıyor olmalı. Sabit ücretliyseniz bu avantaj kağıt üzerinde kalır, taksit gelirinizin içinde büyümeye devam eder.
Birden fazla borcum olduğu dönemlerde şu sırayı uyguladım ve işe yaradı:
Evet, ama nasıl hesaplandığını bilmek şart. Kredide erken ödeme yaptığınızda kalan anaparaya isabet eden faiz silinir; buna karşılık bankanın kesebileceği bir erken kapama komisyonu olabilir. Ben karar vermeden önce bankadan erken kapama tutarı ile kalan taksitlerin toplamını ayrı ayrı istiyorum. İki sayının farkı, tasarrufumun net hali.
Bir de şu karşılaştırmayı yapıyorum: elimdeki nakit mevduatta veya devlet borçlanma araçlarında kredi faizimden daha yüksek net getiri sağlıyor mu? Vergi kesintisinden sonra bile fazlasını kazanıyorsam borcu kapatmak yerine yatırımda tutmak mantıklı olabilir. Ama bu hesabı vergi sonrası net getiri ile yapmak gerekiyor, brütle değil.